Arama

Hayatlara dokunan bir psikoterapist: Başak Gürtekin Toprak

Bir Klinik Psikolog, Çift ve Aile Terapisti, akademik hayatını sağlık politikalarına adamış bir aktivist, aile şirketlerine danışmanlık ve eğitimler veren değerli bir iş insanı ve daha birçok sıfatı tek bedende toplayan Başak Gürtekin Toprak ile Alkent2000 Çamlıca Tesisleri’nde keyifli bir söyleşi geçekleştirdik.

28/09/2023 16:03 | Son Güncelleme : 12/07/2024 21:14 | Okunma Sayısı : 21 | Haber Merkezi


Hayatlara dokunan bir psikoterapist: Başak Gürtekin Toprak

Kadınlar yaşam alanlarını genişlettikçe dünya çok daha güzel bir yer halini alıyor. Marie Curie’nin hayatı pahasına kaç kişinin yaşamına dokunduğunu düşündünüz mü hiç ya da Türkan Saylan’ın…? Peki ya Sezen Aksu’yu çıkardığınızda zihninizden, anılarınızdan ne kalıyor geriye? Daha bir ay önce Filenin Sultanları güldürmedi mi milyonlarca insanı?

Biz de Alkent bu söyleşimiz için azmi, disiplini, çalışma aşkı ve kendine güveniyle büyük işlerin altına imza atmış, insanların hayatına dokunan bir kadın ile tanıştık. Bir Klinik Psikolog, Çift ve Aile Terapisti, akademik hayatını sağlık politikalarına adamış bir aktivist, aile şirketlerine danışmanlık ve eğitimler veren değerli bir iş insanı ve daha birçok sıfatı tek bedende toplayan Başak Gürtekin Toprak ile Alkent2000 Çamlıca Tesisleri’nde keyifli bir söyleşi geçekleştirdik.

Onun genç yaşta başardıklarını, ülkesi ve insanlar için yaptığı çalışmaları dinlediğimizde, “Kadınlarını okutmayan milletler yıkılmaya mahkumdur” vecizesinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladık. Alkent Yaşam dergisi ekibi olarak biz Başak Gürtekin Toprak ile söyleşi yapmaktan, onunla tanışmaktan dolayı kendimiz, ülkemiz ve insanlık adına büyük mutluluk duyduk. Eminiz, bu sayfaları okuduktan sonra sizler de bizimle aynı duyguları paylaşacaksınız. Keyifli okumalar.



BAŞAK HANIM SİZİ KISACA TANIYABİLİR MİYİZ? SİZİ BUGÜNLERE GİTEREN HİKÂYENİZ NASIL BAŞLADI?

Çok kültürlü bir ailenin kesişen hayatlarının hikayesindeki ilk çocuk ve ilk torun olarak İstanbul’da doğdum. Makedonya kökenli bir anne ile Erzincan’lı geleneksel bir babanın köklerine ve değerlerine bağlı, her daim büyük sofralarda bir araya gelen sıcak bir aile ile büyüdüm. Dedemin hayatımda çok özel bir yeri ve hikayemde çok kıymetli izleri var. Aslında aile yaşamım, evimizde başlayan eğitim, güçlü bağlarımız ve kuşaktan kuşağa aktarılan, öğretilen aile değerlerimiz beni yetiştiren en kıymetli unsur. Lakin dedem ve babaannemin yeri bambaşkadır. Çok küçük yaşlarımda beni kültürel yolculuklara çıkaran bu iki bilge çınar bugünkü kimliğimin en büyük mimarı. Onlarla birlikte her yaz Ege’den başlayıp Akdeniz’e inen Antik Kentler yolculuğu yapardık. Son durağımız olan yazlık evimize geldiğimizde de yolculuk yeniden başlar Olympos, Patara ve Aspendos’la devam ederdi. Çocukluğumdan bu güne değişmeyen en büyük tutkum bu yolculuklarda uyanan merakla, Antik Yunan Kültürü ve Klasik Filoloji oldu. Kendime çizdiğim akademik yolcuğun ilk durağında tarihin en güçlü ortak medeniyetler kültürünü, felsefeyi, insanı ve dillerin kökenini anlamaya çalışmak vardı. Sırasıyla bu yolculuk, Batı Dilleri ve Edebiyatlarının en keyifli bölümü olan İngiliz Filolojisi ile taçlanıp, antik çağın tedavi merkezleri olan ilk hastaneler; Asklepion’larla tanıştıktan sonra, sanat psikoterapileri ve psikoloji alanında uzmanlaşmaya uzanan güçlü bir köprü kuracaktı. Elbette bu kadar planlı ilerleyemedi, hayatın beklenmedik sürprizleri, hastalıklar, dönüm noktaları ve bazı karşılaşmalarla kariyer yolculuğuma yeni duraklar, yeni bölümler eklendi. Hala değişmeye, dönüşmeye devam ediyor fakat bu yolculuk rotasını ve başlangıç noktasını asla unutmuyor diyebilirim.

PEKİ SİZİ BU YOLCULUKTA ÖNCE İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ’NE ARDINDA DA ABD’YE GÖTÜREREK ÇALIŞMALARINIZA YÖN VEREN OLAYLAR ZİNCİRİ NASIL GELİŞTİ BİZE BİRAZ AÇAR MISINIZ?

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde büyük keyifle başlayan fakülte yıllarım önemli bir metin çeviri ve edebiyat temalı yarışmada derece almamla birlikte, Türkiye’nin önde gelen Vakıf Üniversitelerinden burs teklifleri gelmesi ile başladı. O dönemde Bilgi Üniversitesi Öğrenci Destek Merkezi Yöneticisi Burak Mutçalıoğlu bana kariyer planım, hayallerim ve gitmek istediğim yola dair beni tam anlamıyla duyan bir burs imkanı sundu. Benim için uluslararası platformda yer alan Laureate Vakfı’nın Türkiye’deki tek okulu olan Bilgi Üniversitesi hayallerim için en doğru tercihti. Zannediyorum Üniversite son yıllarda Clinton Vakfı ve Laureate Bilgi Üniversitesi ile iş birliğini bitirdi fakat okulun bünyesinde bulunduğum 10 yılım Laureate öğrencisi, bursiyeri, çalışanı ve temsilcisi olarak geçti. Lisans eğitimimi BİLGİ’de Psikoloji ve İngiliz Filolojisi çift anadalı ile tamamladım, ardından Laureate bursu ile Sosyal Projeler ve STK Yönetimi Master Programına kabul aldım. Bu programda Hasta Hakları, Medikal Aile Terapisi ve ölüm öncesi Hastaların hem kendileri, hem de bakım verenleri için yaşam kalitelerini arttırmaya yönelik sağlık politikaları üzerine çalıştım. Bu süreçte çok kıymetli derneklerle, şahane insanlarla çok değerli projelerde gönüllü olarak görev aldım. Bana bambaşka perspektifler katan deneyimler yaşadım hepsine minnettarım. Ardından hasta yakınlarının bakım verme süreçlerinde yaşadığı zorluklar, kayıp sonrası birden desteksiz bir sistemin içinde kalmaları, ülkemizdeki sağlık haklarında gözlemlediğim boşluklar beni kronik hastalık ve aile terapisi alanında çalışmaya yöneltti. Tam da bu dönemde ailemde de gerçekleşen önemli bir kayıp, meseleyi sadece aktivizm ve sağlık hakları arayışı ile değil klinik bağlamda derin bir eğitim alarak Palyatif Bakım ve Hospis gibi yataklı servislerde psikoterapist olarak çalışmaya dair beni önemli derecede motive etti. Ailemde açılan yaraları kimliğime dönüştürme yolculuğum, önce mesleki gelişimime, sonra da yaptığım çalışmalara yön verdi. Bu sürecin en büyük meyvesi de Türkiye’de kronik hastalık tedavisi gören insanların pek çok hizmete aynı yerde erişebileceği bir “Medikal Aile Terapileri Merkezi Kurulumu Projesinin” hayalini kurabilmekti. Bu fikir önce Amerika’da ödüller alan bir girişime, sonrasında Clinton Vakfı’nın büyük destek ve önem verdiği bir projeye dönüştü. Ardından bu girişimi geliştirebilmek ve bu alanda eğitim almamı desteklemek isteyen vakfın daveti New York’a taşındım.


image7-i668be44dc3d5a.jpg


BU DAVETİ YAPAN KİŞİ HILLARY CLINTON OLDU DEĞİL Mİ?

Evet, Laureate Initiative ve Clinton Vakfı kazandığım Here For Good ödülü sonrasında BİLGİ ile dirsek temasına girerek bana önemli bir burs verdi. Çalışmalarımın Clinton Ailesinin dikkatini çekmiş olması ve yapılan davet çok değerliydi. Ülkemde tam kapasite hizmet veremeyen Palyatif Bakım, Hospis (Ölüm öncesi bakım hizmetleri)ve Yaşlı Bakım Hizmetlerinin çok önemli bir insan hakkı olduğunu savunmak ve bu bağlamda hem AB Projeleri bazlı hem de Amerika kökenli STK ve özel kurumlardan destek almak istiyordum. Bu davetle birlikte 2015 yılında Laureate’in Global Etki Raporunda ilk kez Türkiye’den bir kadının hikayesi yayınlanmıştı, bu hem okulum hem de benim için gurur dolu bir adımdı.

O DÖNEM AMERİKAN PSİKOLOJİ BİRLİĞİ (APA) BAŞKANI OLAN PROF. DR. SUSAN MCDANIEL İLE ÇALIŞTINIZ. BU NASIL GERÇEKLEŞTİ?

Clinton Vakfı ve BİLGİ Üniversitesi’nin çok anlamlı bir bütünlük yaratan, vizyoner bir burs kültürü vardı. Öğrencilerin hayalleri ve meslek edinme süreçlerindeki gayretleri en az akademik başarı kadar önem arz ederdi. Laureate ve Clinton Vakfı’nın düzenlediği toplantılardan birinde benim de bursiyer olarak geleceğe dair planlarım sorulmuştu ve o an söylediğim cümlelerle, hayal ederken bile heyecanlandığım bir yolculuğun ilk adımını fark etmeden atmıştım.

Üniversitedeki hocalarımın kurduğu ilk köprü ve aldığım fikirler bende bir plan yaratmıştı, sivil toplum ve aktivizm bağlamında edindiğim mantıksal çerçevenin içi önce klinik birikimle, sonra da çalşmak istediğim alanda özel uzmanlık becerileri edinerek güçlenmeliydi. Diğer yandan yapmak istediğim işlerin yönetimsel, örgütsel bir yanı vardı. Bazen bir şirket yönetir gibi sistemi okuman gereken, bazen de tamamen sağlık yönetimi bilgisi ve sağlık politikaları bilme mecburiyeti barındıran bir alandı. Kısacası uzun bir yol vardı önümde ve bana bütüncül tedavi hizmetleri anlayışını tanıtan bir bölümde eğitim almaya ihtiyacım vardı. Hillary Clinton tam da bu noktada çok değerli bir adım attı, vakfı aracılığı ile birlikte çalışma hayalim olan Prof.Dr.Susan McDaniel ve kürsülerinde önemli bir ses olduğu University of Rochester’a benimle ilgili bir tavsiye mektubu iletildi. Bu sürecin mutlu sonunda New York Rochester’da Susan ile burslu olarak Medikal Aile Terapisi ve Bütüncül Sağlık Hizmetleri alanında bir uzmanlık eğitiminde yan yan çalışabilme düşü gerçek oldu. Bu eğitimin beni yetiştirirken kazandırdıklarının yanında yaşadığım hastane tecrübelerini, Calvary Hospital’daki çalışma günlerimi, birlikte sorumluluk aldığım ekiplerin desteğini asla unutamam.

ABD’DEN TÜRKİYE’YE DÖNEMENİZE NEDEN OLAN ETKEN YA DA ETKENLER NEYDİ?

Daha önce söylediğim gibi ailemizde kronik hastalık sayısı ne yazık ki hatırı sayılır düzeyde. Dedemin kanser süreci ve vefatının lisans dönemime denk gelişi ve kariyerimi şekillendiren bir yolculuğun temeliydi. Ne yazık ki babamın da mide kanseri tanısı alması benim New York ve İstanbul arasında geçen yoğun tempolu yolculuğumun yönünü tamamen değiştirdi. Aile benim için kuşkusuz hayattaki en önemli değer. Babamın gelecek yıllarda yaşayabileceği sağlık sorunlarını da düşününce, kardeşimi ve annemi bu süreçte yalnız bırakmamak, aile birliğinin dayanışmasıyla babama destek olabilmek benim için en eşsiz kariyer yolculuğundan çok daha kıymetliydi. Dönüşümle birlikte babamın sağlıkla ilerleyen iyileşme sürecine destek ve tanıklık ettim. Ailemizle bir arada olmak çok değerli kaynaklar keşfettirdi, hatta Klinik Psikoloji uzmanlık tezimi bakım verenlerin deneyimleri üzerine inşa ettim. Bu o dönemde kurulan ve bugün hala parçası olmaktan onur duyduğum Liv Hospital ve İstinye Üniversitesi ailesinin Bahçeşehir Hastanesinde Psikoloji Bölümü’nün kuruluş sürecini üstledim. Hayatımın en anlamlı ve keyifli işlerinden biriydi hala da zenginleşerek büyüyen bir aile benim için. Kronik hastalık tedavisi sürecinde psikolojik destek ulaştırdığımız o kadar çok danışanımız ve aile üyeleri oldu ki benim için sadece babamın, dedemin yaşamına değil karşılaştığım tüm ailelerin yaşamlarına dokunuşa vesile olan anlamlı bir geri dönüş yolculuğu oldu diyebilirim.

DÖNÜŞÜNÜZLE BİRLİKTE AİLE ŞİRKETİNİZDE DE AKTİF OLARAK ROL ALMAYA BAŞLADINZ… BİRAZ AİLE ŞİRKETİNİZİN ÇALIŞMA ALANLARI VE SİZİN TÜRKİYE’DEKİ AİLE ŞİRKETLERİNE VERDİĞİNİZ DANIŞMANLIK HİZMETLERİNDEN BAHSEDEBİLİR MİYİZ?

Hastalıkların ve yaşam olaylarının peş peşe getirdiği pek çok dinamiğin bizim de aile sistemimize büyük etkileri oldu. Aile şirketlerinin kaderlerini yaşam olayları çok büyük ölçüde etkiler, bu sadece bir şirket meselesi değildir. Önce biyolojik ailenin sonra senelerdir birlikte olduğun büyük aile sisteminin ilişkisel, ruhsal, insani meseleleridir… Yaşlanmalar, devir teslimleri, bazen boşanmalar, ani kayıplar, evlilikler ve kariyer yolculuklarında yaşanan kritik kavşaklar hepsi sistemi domino etkisiyle saran önemli meselelerdir. Bizim için de hikaye benzer aslında, neredeyse yarım asırlık köklü bir hikayesi olan, İstanbul’a yapılan göçle birlikte tarihi bu şehirde yazılan bir aile şirketiyiz. Soyadımızdan gelen ismiyle de aslında çınarın köklerini, şirket kültürümüzün aile ruhunu hissettiren bir yapılanma olduğumuzu söyleyebilirim. GÜRPA; dedem, babam ve amcamın yaşamlarını adadığı hepimizin kalbinde kocaman bir ev gibi inşa ettikleri çok kıymetli bir kale. Hayatımda görebileceğim en derin sevgi bağına sahip iki kardeş amcam ve babam, ikisi de eşleriyle birlikte çocuklarına bu sevgi bağlarını özenle aktardılar. Annem eğitimlerimiz hususunda hep özenliydi ve emek veren bir disiplini öğretmeye gayret etti. Babaanne ve dedemizin de yarattığı çok özel bir his var ailemizde, onların kanatları altında olmak ama aynı zamanda bir o kadar özgürleştirilerek desteklenmek, dilediğin gibi geleceğe aydınlığa uçmak ve bunu yaparken, zorlandığın zamanlarda ne olursa olsun kalenin sapasağlam orada olduğunu bilmek; eşsiz ve güçlendiren bir his… Tam da bu nedenle benim İstanbul’a dönmem aslında hiç şüphesiz iyi ki dediğim bir deneyimdi. Ailenin büyük çocuğu olarak ben sağlık alanında çalışmayı tercih ettim, kardeşim başarılı bir insanı ve mimar oldu. Yeni neslin devamı, amcam ve yengemin özenle yetiştirdiği çok başarılı bir hekim adayı ile birlikte, şu an öğrenimlerini bizleri gururlandırarak sürdüren üç kızımızla inşa edilmek üzere geleceğe köprü kuruyor.

1977 yılı itibari ile distribütörlük, satış/dağıtım, pazarlama, bilişim, lojistik, inşaat ve tarım gibi pek çok farklı alanda ulusal ve uluslararası hizmet veren bir şirketiz. Aslında bunu her yerde itina ile söylemeye gayret ediyorum çünkü benim için en büyük miras ve bugün bir Yönetim Kurulu Üyesi olarak hem kendi şirketimize hem de pek çok Aile Şirketine verdiğim danışmanlık hizmetlerini çerçeveleyen temel okulum ailemdir. Bu okul dedemin vizyonu, amcamın dahiyane zekasının ve azminin üretkenliği, babamın esnaflığı ve cesareti, kardeşimin etik değerlerine bağlılığı ve mücadeleci ruhudur. Aile şirketlerinde değerler aktarımı ve kültürel miras ışığında gerçekleşen devir süreçleri, köklere duyulan saygı çerçevesinde kurulan yenilikçi yapılanmalar ve bu değerler çerçevesinde bütünleşen aile anayasaları; şirketi ve aileyi huzur kokan bir başarıya ulaştırır.  Hastalıkta sağlıkta meselesi sadece evlilik yolunda değil tüm hayat arkadaşlıklarında en önemli unsur. Biz aile olarak böyle sınavları sevgi bağlarımızla aşabildiğimize inanıyoruz. Benim rolüm zorlayıcı yolculuklarda sürecin dengelerini kollayan, insan kaynakları değerlendirmesi, örgütsel ve davranışsal beceriler gerektiren ilişkisel alanları koruyan kişi olmak. Gelecekte sağlık alanında da çalışmalar yapabilme heyecanıyla büyüyen, bu alanda kendi kariyeri ile beraber aile şirketinin geleceğine de yatırım yapan farkındalığı yüksek bir yeni kuşağımız var. Tam da bu nedenle benim Doktora sürecimde gerçekleştirmek istediğim çalışmaların sadece sağlık politikaları geliştirmekle sınırlı kalmasını değil aile şirketi dinamiğine sahip sağlık kuruluşlarının yönetimsel yanlarının incelendiği, sistemik perspektifle ele alındığı davranışsal araştırmaları da içermesini umuyorum.

AYNI ZAMANDA BEYOĞLU’NDA, ‘PERA COUNSELING & CONSULTANCY’ İSİMLİ VE ÇALIŞMA ALANI OLDUKÇA GENİŞ BİR MUAYENEHANENİZ VAR. MUAYENEHANE LOKASYONU OLAK BEYOĞLU’NU SEÇMENİZİN ÖZEL BİR NEDENİ VAR MI?

Pera benim için çok kıymetli bir girişim, aslında tarihçesi 2019 senesinde Pera Consultancy ismi ile kurumsal danışmanlık hizmetleri ve Aile Şirketleri Danışmanlığı veren bir girişim olarak kuruldu. Sonrasında Türkiye’de temelli kalma kararımla beraber kendisine isminden ilham alan bölgede, Beyoğlu / Pera’da tarihi bir apartmanın içinde hayat buldu. Daha sonra Pera Counseling isimli psikoterapi hizmetleri veren birimimiz kuruldu. Beyoğlu’nu seçmemin elbette çok manevi bir nedeni vardı. Aile şirketimizin dağıtım ağındaki en köklü esnaf ilişkilerinin ve en güzel hikayelerin yazıldığı, benim kolej yıllarımın şahidi olan bir bölge Pera. Dedemden eski Beyoğlu hatıralarına dair dinlediğim anıların derin hissiyle o bölgede tarihi bir mekan arayışım hep vardı. Fakat ansızın tüm bunları 150 yıllık bir binanın içinde, öyküsünü koruyarak bugüne gelmiş antika bir vitrayın üzerindeki sembolle buluverdim. Hikayemle ve ailemin inanç sistemine dayanan köklerle beni bütünleştiren bir detayın olduğu o bina benim için manevi bir karşılaşmaydı. Haliç’e uzanan balkon kapısının üzerindeki bu eser; bana “evet burası” dedirten çok duygusal bir seçim yaptırdı ve Pera Counseling’in binası böyle vücut buldu. Çokta uğurlu geldiğini düşünüyorum, mekanın ruhu sıcak ve keyifli bir alana dönüştü. Pera Counseling şu anda hem Beyoğlu hem de Bahçeşehir bölgesinde klinik ve kurumsal alanda hizmet vermeye devam ediyor, dilerim her iki alanda da büyüyerek varlığını sürdürür.

“Ailemizde kanser öyküsü ve diğer kronik hastalıkların sayısı oldukça yüksek. Aslında bu nedenle çocukluğumdan beri hastaneler benim için çok tanıdık yerler. Elbette çocukken çokça kaygı veren ve belirsizliğin hakim olduğu yerlerdi hastane odaları. Fakat yaşadığımız ilk büyük kayıp sonrası aile üyelerimin içinden geçtiği yolculuk çok zorlu, derin fakat kaynaklarımızı fark etmemizi sağlayan bir deneyim oldu. O günden beri benim için insan yaşamını anlamlandıran en büyük mesele ölüme nasıl uğurlandığımız ve geride kalanların yasına eşlik ederken paylaştığınız yolculuğun derinliği oldu.”


BAHÇEŞEHİR LİV HOSPİTAL VE KENDİ MUAYENEHANENİZDE TERAPİLARİNİZ, AİLE ŞİRKETİNDE AKTİF GÖREVLERİNİZ VE İSTİNYE ÜNİVERSİTESİ’NDE DOKTORA ÇALIŞMALARINIZ DEVAM EDİYOR. BU YOĞUN TEMPO İÇİNDE
ÇOK HIZLI AKAN BİR HAYATINIZ OLMASINA KARŞIN EN YAVAŞ YOGA TÜRLERİNDEN BİRİ OLAN YİN YOGA EĞİTMENİ OLMAYI TERCİH ETMİŞSİNİZ, BU SEÇİMİNİZİN ÖZEL BİR SEBEBİ VAR MI?  

Elbette var, aslında bu benim için kaçınılmaz sondu diyebilirim. Bana yavaşlamayı öğretebilecek, ruhsal bakımıma destek olabilecek, ilkeli öğretilerin her zaman arayışında oldum. Buna inanç pratiklerim, meditasyon rutinlerim, sanatla ilişkim ve ruh-beden dengesine zarif bir tutumla erişebilmeme vesile olan Yin Yoga pratiklerim her zaman çok yardımcı oldu. Aslında Yin Yoga’nın en temel özelliği her ne kadar bedensel bir pratik gibi görünse de, bir pozda uzun süre kalabilmenin öğretmeye niyet ettiği; bekleme ve durabilme sanatı ile ilgili. Bunu bir sanat olarak tanımlıyorum çünkü kendine dair içsel bir yolculuğu dinginlikle yapabilmeyi ve günün sonunda sizi kendinize yaklaştıran iç sesinizi duyabilmeyi deneyimlediğinizde, elindeki tüm renklerle tuvaline ustalıkla ifadesini yansıtan bir ressamın ruhsal özgürlüğüne erişmiş gibi hissedebiliyorsunuz. Kendinize dair büyük bir kaynak geliştirme yolculuğudur yin yoga, içimize başka bir perspektiften bakarken bedenimize de bakım vermenin araçlarından biridir. Açıkçası uzun yıllardır ebru sanatı ve sanat tarihi ile de yakından ilgileniyorum. Bu alanların da bende yarattığı his çok benzer, bana yaşattığı içsel deneyimlerin çok zengin ve dinlendirici aynı zamanda yaratıcı yanlarımı güçlendiren besleyici faktörleri olduğuna inanıyorum.

SİZİNLE SÖYLEŞİ YAPMAK BİZİM İÇİN BÜYÜK KEYİFTİ. SON OLARAK, BU KADAR YOĞUN BİR RUTİNDE EVİNİZE, KENDİNİZE VAKİT AYIRABİLİYOR MUSUNUZ, DİYE SORARAK SÖYLEŞİYİ NOKTALIYORUZ…

Öncelikle ben teşekkür etmek istiyorum beni derginizde ağırlama davetiniz ve komşuluk nezaketiniz için gerçekten çok değerliydi. Ayırdığınız zaman, özenli sorularınız ve emeğiniz için tekrar teşekkür ediyorum. Sorunuza gelince, tabi ki kolay olmuyor ama dayanışma ve yol arkadaşlığı zor zamanların en büyük desteği olabiliyor. Ben bir haftanın günlerini bölmüş durumdayım bazı günler İstanbul’un merkezinde, bazı günler daha farklı lokasyonlarda bulunduğum yorucu bir programla yaşıyorum. Bir günümün içinde, mutlaka danışmanlık görüşmeleri ve klinik çalışma süreçleri oluyor. Aynı zamanda bir hastanenin psikoloji bölümünü yürütüyorum ve haftada iki günüm hastanede, diğer günlerim ise çalıştığım aile şirketleriyle ve kendi şirketimizin süreç takipleri ile geçiyor. Her ne olursa olsun en az bir tam günümü aileme ve evime ayırıyorum. Benim için aile sofraları, büyük ailenin toplandığı özel günler, aile ritüelleri çok ama çok kıymetli ve benim en büyük içsel kaynağım. Eşimle her akşam aynı sofrada kendi çekirdek ailemizin geleneğini oluşturmayı çok önemsiyoruz, onun da çok yoğun bir çalışma hayatı var ama ailenin bizim için önemini ve bize kattığı motivasyonun değerini gerçekten görebiliyoruz. Aşk, benim hayatıma çok büyük bir güç, motivasyon ve huzur getirdi. Hayat arkadaşımla çok keyifli bir yolculuğumuz ve çok güçlü, derin bir bağımız var. Birbirimizden öğrenmeyi ve karşılıklı bir dayanışma ruhuyla, gelecek nesillere değer katmayı ilke edinen bir evlilik çatısı inşa ediyoruz. Aile Şirketleri alanındaki çalışmalarımda eşim benim için çok değerli bir yol arkadaşı, benzer bir aile şirketi kültüründen geliyoruz, değerler sistemi ve kültürel miraslar onun içinde çok önemli. Genç bir iş adamı olarak onun yenilikçi perspektifi bana kurumsal çalışmalarda değerli bir destek hissettiriyor. Bir çift terapisti olarak dayanışma ve paylaşma ruhunu seanslarımda da mutlaka vurgularım. Romantik bir ilişkinin yaşamınıza katabileceği en büyük değer sizi onurlandıran, yücelten ve her ne olursa olsun destekleyen bir kalbin sapasağlam orada durmasıdır. Bu konuda şanslı bir kadınım, bu kadar iş yükü ve yorgunluğun içinde bana huzurlu bir nefes aldıran eşim, ailem ve dostlarımın varlığına müteşekkirim.

Etiketler : duygu başak gürtekin alkent alkent2000 Pera Consultancy Pera Counseling
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Ekin Tükek: “Topluma fayda sağlayacak projelerde yer almak istiyorum”

Ekin Tükek: “Topluma fayda sağlayacak projelerde yer almak istiyorum”

İleriki nesillere katma değeri yüksek organizasyonlar bırakıp topluma fayda sağlayacak işler yapmak istiyorum. Hedefimiz çok para kazanmak değil, kazandıklarımızı daha çok kişiyle paylaşabilmek.

2 yıl önce
Duygularımıza notalarla yön veren usta: Cahit Berkay

Duygularımıza notalarla yön veren usta: Cahit Berkay

Hayat anlayışınız, siyasi görüşünüz ne olursa olsun bazı sanatçılar muhakkak dokunur kalbinize. Yaşamın bir yerinde illa ki çıkarlar karşınıza. Alkent Yaşam’ın bu sayısında zihnimize kazınan eşsiz melodilerin sahibi Vahit Berkay ile buluştuk. Dev sanatçı, bu kez notalarla değil, müthiş bir yaşam hikayesiyle değdi yüreklerimize.

1 yıl önce
Toskana Vadisi doğa dostu projelerle canlanıyor

Toskana Vadisi doğa dostu projelerle canlanıyor

Toskana Vadisi Evleri’nin yeni yönetiminin hayata geçirmeyi hedefledikleri çevre dostu projelerini Ümit Rüstem Zorlu’dan dinledik. Ümit Bey’in, Toskana’ya özel planlarına kulak verdiğimizde, söz konusu projelerin tüm Türkiye’ye yayılmasını arzuladık.

2 yıl önce
Yorumlar