Duygularımıza notalarla yön veren usta: Cahit Berkay

Hayat anlayışınız, siyasi görüşünüz ne olursa olsun bazı sanatçılar muhakkak dokunur kalbinize. Yaşamın bir yerinde illa ki çıkarlar karşınıza. Alkent Yaşam’ın bu sayısında zihnimize kazınan eşsiz melodilerin sahibi Vahit Berkay ile buluştuk. Dev sanatçı, bu kez notalarla değil, müthiş bir yaşam hikayesiyle değdi yüreklerimize.

                  Cahit Berkay

“Sinema müziği yaparken, Yeşilçam’da filmler bir ayda çekilirdi. benim, ‘Bu müziği yapmak için 10 güne ihtiyacım var’ demem gibi bir şey söz konusu değildi.”

Al Yazmalım’ı, Sultan’ı, Devlerin Aşkı’nı, Dila Hanım’ı izlerken nemlendi mi gözleriniz? Güler misin Ağlar mısın da tebessüm vurdu mu yüzünüze? Çiçek Abbas’da farklı duygulara esir oldunuz mu ister istemez? Bu filmlerin ve yüzlercesinin başarı sebebi sadece oyuncu kadrosu veya senaryosu değildi. Müzikleri de adeta zihinlerimize ve kalplerimize kazındı. O eşsiz melodilerle duygularımıza yön veren isim ise Dev Sanatçı Cahit Berkay’ın ta kendisiydi. Moğollar’la coşarken, Cem Karaca ile Namus Belası’nı dinlerken de o vardı, ülkemiz için ‘Bi Şey Yapmalı’ diye dertlenirken de… Gençler mutlu olsun diye verilen ücretsiz konserlerin sahnelerinde de gördük onu, Sivas’ta yakılan aydınlarımızın acısını ‘Issızlığın Ortasında’ yaşarken de… Siyasi görüşümüz, dünya düşüncemiz ne olursa olsun anılarımızın bir yeri Cahit Berkay’ın ezgileriyle kaplı. Dev sanatçı, yaklaşık 60 yıldır müzik yapıyor. İşin en değerli kısmı ise bugünün yaşlılarının hatıralarında yer eden Berkay, günümüz gençleri için de çalıyor, söylüyor. O her sahneye çıktığında ve her yeni eserinde kelimenin tam anlamıyla bir kez daha doğuyor. Alkent Yaşam’ın bu sayısında Cahit Berkay ile buluştuk. Bu dev sanatçının anlattıklarında sıra dışı yaşamına konuk olduk. İşte o müthiş söyleşi.

Leyla Peker ve Cahit Berkay

Cahit Berkay’ı Taksim-Beyoğlu-Cihangir üçgeninden Alkent’e getiren etkenler ne oldu? Yoksa siz de ‘eski havasından uzak’ diyerek Taksim bölgesinden kaçanlardan mısınız?

Beni Alkent’e getiren ana neden kızım ve torunumun yaklaşık üç yıldan bu yana burada yaşıyor olması. Öncesinde onlar Cihangir’deki eve gelip gidiyordu ya da ben buraya geliyordum. Ancak İstanbul trafiğinde bu bile çok zor bir hâl aldı. Sonunda ben de bir süre önce buraya yerleşerek, kızım ve torunuma komşu oldum. Kızım Müge ve torunum Deniz’le birlikte daha fazla vakit geçirebiliyor olmaktan mutluluk duyuyorum. Torunum Deniz kreşe burada başladı. İlkokula da bu bölgedeki bir okulda devam ediyor. Alkent’i tercih etmemin ana sebebi onların yanında olmak. Tabii taşındıktan sonra Alkent’in de sessiz, güzel bir yer olduğunu anladım. Cihangir’de Boğaz’ın yarısını gören bir evimiz var. Ancak oraların yokuşundan sonra, buranın doğal ve daha düzayak yapısı hoşuma gitti. Cihangir’deki evimiz de duruyor. Zaten işler nedeniyle Taksim’e de sürekli gidip geliyorum.

Cihangir’de Boğaz manzaralı bir eviniz var. Bu eve müzikten kazandıklarınızla mı sahip oldunuz?

Çoğu kişinin düşündüğünün aksine, Türkiye’de enstrümanistler, şarkıcılar ve pop starlar gibi para kazanamıyor. Ben yaklaşık 60 senelik müzisyenim. Ancak Moğollar olarak çoğu konsere para almadan gittik ve gitmeye de devam ediyoruz. Cihangir’deki eve gelince… O ev meslekleri tüccar terzilik olan anne ve babamın çok eskilerde aldığı bir konut. Yoksa bizim gibi müzisyenlerin o konumdaki bir evi alması pek mümkün değil.

“Konserlere gelenlere de bakıyorum, herkes aynı şeyi düşünüyor gibi. Moğollar olarak ülkemizde yaşananlara müziğimizle ayna tuttuk. Yoksa bir şarkıyı anlamını yitirdiği zaman çalamazsın. Şimdi de konserlerde ‘Bi Şey Yapmalı’, ‘Dinleyiverin Gari’ gibi Moğollar parçalarını çalıyoruz ve bizi dinlemeye gelenlerin düşüncelerine tercüman olduğumuzu net bir şekilde görüyoruz”

Al Yazmalım, Çiçek Abbas, Sultan soundtrack’leri gibi birçok başyapıt, 300’e yakın film-dizi müziği, sayısız beste… Cahit Berkay bu eserleri yurt dışında yapsa maddi anlamda fark ne olurdu?

Biliyorsunuz ben aynı zamanda uzun yıllar MESAM (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği) Yönetim Kurulu’nda da görev yaptım. İşe telif hakları yönüyle baktığınızda ister istemez içiniz cız ediyor. Türkiye’de telif yasası 1991’de işlerlik kazandı. Öncesinde isteyen istediği eseri istediği mecrada kullanabiliyordu. Hukuki yollardan hakkınızı aramaya kalktığınızda mahkemeler on yıllar sürüyordu. Ben 1974’de sinema müziği yapmaya başladım. O yıllarda telif yasası işlerlik kazanmış olsaydı herhalde 10 tane apartmanım olurdu. MESAM’ın Fransa’daki benzeri SACEM’in de üyesiyim. 1976’da Warner Bros’tan teklif geldi. “5 bin frank mı yoksa gişe hasılatından yüzde 2’mi isterin” diye sordular. Yüzde 2’ye tamam dedim. 2022’ye geldik ve o işten hâlâ para geliyor. O filmden elde ettiğim ilk gelirlerle Avrupa’da onlarca otomobil satın alabildiğimi hatırlıyorum.

Moğollar, Jimi Hendrix ve Pink Floyd ile ‘Academıe Charles Cross’ ödülünü aldı… Sizden, grubun dünyaya açılma hamlelerini ve Avrupa’da yaşam sürdüğünüz yılları dinleyebilir miyiz?

Moğollar olarak 1968’de Altın Mikrofon yarışmasına katıldık. ‘Ilgaz’ adlı şarkı ile üçüncü olduk. Kendi adıma, müzikteki ilk hedefim şöhret olmak ve para kazanmaktı. O zamanlarda zaten politik bir düşünce de oturmamıştı. 1970 yılının sonunda grup olarak Paris’e gittik ve CBS şirketi ile anlaşma yaptık. 1971’de çıkardığımız ‘Danses Et Rythmes De La Turquie’ ile aynı yıl ‘Academie Charles Cross’ ödülünü kazandık. Aynı Ödülü 1970’te Jimi Hendrix 1972’de ise Pink Floyd kazandı… Bu akademik anlamda çok değerli bir ödül. Bir Fransız’a söylediğin zaman tebrik alırsın. ‘Academie Charles Cross’ ödülünün özelliği, o güne kadar var olan müziklerden çok farklı denemelere, değişik soundlara verilmesiydi. Biz de Anadolu ezgileri, ritimleri ve enstrümanlarıyla ortaya koyduğumuz eserlerle bu ödüle layık görüldük.

 

“Benim hayat anlayışım kazanmaktan ziyade kendime göre en iyisini yapmak oldu. Bu müzikte de böyleydi. Moğollar olarak gittiğimiz konserlerde elde ettiğimiz geliri masraflar çıktıktan sonra eşit bir şekilde paylaşıyoruz. Çünkü grubun bir sahnesi ya da stüdyo çalışmasında herkesin eşit emeği vardır. Bu nedenle de kazançlar eşit bir şekilde paylaşılmalı düşüncesindeyiz. Moğollar’ın bu kadar uzun süre yaşıyor olmasının başlıca sebebi de budur”

Barış Manço ile Moğollar Avrupa’da nasıl buluştu?

Grup olarak iyi bir solist arayışı içindeydik. O sırada Fransızcası ve İngilizcesi çok iyi olan Barış (Manço) Belçika’nın Liege şehrinde yaşıyordu. Grup olarak karar aldık ve ben Paris’ten Liege’e, Barış’ın yanına gittim. CBS ile bir albüm anlaşmamız vardı ve onu hayata geçirmek istiyorduk. Barış da teklifimizi olumlu karşıladı. Onun abisinin minibüsü ile Paris’e gittik. Diğer arkadaşları da aldık ve Türkiye’ye döndük. Türkiye’ye dönüş nedenimiz burada konserler vererek yeterli parayı kazanmaktı. Barış’la birlikte 1971’de Bolu konseriyle turneye başladık. Kütahya’ya geldiğimizde otomobilimize molotof kokteyl atıldı. Biz kurtulduk ama araba iskelete döndü. Siyasi çalkantıların ülkede tavan yaptığı, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemlerdi. Bu olayın ardından Barış ile başladığımız yolculuğu bitirmek zorunda kaldık.

“Çok sayıda isimle birlikte çalıştım, hayatı paylaştım. hepsini ayrı ayrı severim. ancak Engin Yörükoğlu ile yaşadıklarım hep aklımda. Şu an bile turneye gitsem onunla olan anılarımı hatırlıyorum”

Cem Karaca ve Moğollar asla unutulmayacak hitlere imza attı… Barış Manço’nun ardından Cem Karaca ile nasıl bir araya geldiniz?

Sonrasında biz tekrar Fransa’ya dönme kararı aldık. Ancak yine istediğimizi bulamadık. Fakat aynı dönemde bir plak firmasında Cem (Karaca) ile karşılaşmıştım. Ona, CBS ile olan anlaşmamızı anlattım ve “Keşke senin gibi bir solistimiz olsa” dedim. O da aynı şekilde bizim gibi bir gruba ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Orada el sıkıştık ve birlikte çalışmaya başladık. ‘Obur Dünya’, ‘Gel Gel’, ‘Namus Belası’ gibi birçok hite imza attık. 1976 yılına geldiğimizde ise dört aylık askerlik imkanı tanıyan bir kanun çıktı. O zaman askerlik 24 aydı. Bu fırsatı değerlendirmek için askere gittim. Döndüğümde bir tek Engin (Yörükoğlu) vardı ve grup dağılmıştı. Cem’le de CBS ile anlaşmamıza yönelik bir albüm çıkaramadık…

İlk eşiniz Noelle Hanım ile evliliğiniz nasıl oldu?

Kopenhag’da kaçak çalışıyordum. Kazandığım parayı resmiyette Atilla kazanıyor gibi görünüyordu. Böyle olunca da Atilla’nın vergi dilimi yükseliyordu. Biz de ‘ne yapalım’ diye düşündük. Danışıklı bir evlilik yapmaya ve bu duruma yönelik eş aramaya başladık. Tam da o sırada uzatmalı bir Fransız sevgilim vardı. Noelle… Beni aradı ve “Seni özledim, yanına geleyim mi?” dedi. Ben evet, deyince otomobiline atladı ve Kopenhag’a geldi. Sabah 09:00’da Kopenhag Belediyesi’ne girdik 09:10’da evliydim.

“Üç ay kadar evli kaldık”

Bir süre sonra Noelle Paris’e döndük. Orada ilk Türk lokantasını açtım. Lokanta matbaa gibi para basıyordu. Lokantaya gündüz gelenlerin hepsi Türk’tü. Gece masalara mumlar, çiçekler koyuyorduk. Bu lokantayı açmak için gerekli maddi desteği ise Türkiye’nin ilk reklamcılarından Şeref Gedik sağlamıştı. Ancak bir akşam Noelle ile kavga ettik. İşten eve geldiği bir andı. ASALA’nın Türk diplomatlarına Fransa’da saldırılar gerçekleştirdiği zamanlardı. Eve girdi ve “Siz Türkler Ermenileri kesmişsiniz” dedi. ‘Barbar Türkler’ benzeri söylemlerde bulundu. Benim de tepem attı, “Siz 1 milyon 200 bin Cezayirli kestiniz, bunla ilgili bilgin var mı?” dedim. Dolaptan iki parça kıyafet ve birkaç eşya alıp evi terk ettim, bir daha da dönmedim zaten. Evliliğimiz üç ay, birlikteliğimiz ise üç sene kadar sürdü.

Evlilik Bitse de dostluk sürüyor

Cahit Berkay, ikinci evliliğini ressam olan Merih Hanım ile yaptı. Usta sanatçı ve Merih Hanım’ın bu evlilikten Müge isimli bir kızları oldu. Cahit Berkay ve Merih Hanım bir süre sonra ayrılsa da müthiş dostlukları devam ediyor.

“Zannedersem en kısa sürede yaptığım film müzığı ‘Şaban Gazeteci’ olmuştu. Kartal Tibet aradı, durumu telefonda izah etti ve ben filmden önce müziğini tamamladım.”

ODTÜ konserlerimize gelince… Pandemiden önceki bahar şenliğinde dekanlık “Paramız yok, şenlik yapamayız” açıklamasında bulundu. Bunun üzerine biz de para istemiyoruz dedik ve gittik, çaldık. Bu sene çaldığımız ODTÜ bahar şenliğinde 100 binlerce kişi vardı. Devrim Stadyumu’nun her tarafı insan doluydu. Biz yine ücret almadık. Her şey inadına… Bizim için her şey para değil. Sadece ODTÜ’de değil Türkiye genelindeki tüm üniversitelerde bahar şenliklerini kaldırmak istiyorlar. Çünkü ortak duygular gençlerin sloganlarına dönüşebiliyor. Çeşitli gerekçelerle Zeytinli Rock Festivali’nin iptali için verilen dilekçe de yazanlar insan aklının almayacağı şeyler. Adamların dertleri, gençleri kendilerine benzetmek ya da kendilerine uyacak bir yaşam kalıbına sokmaktan başka bir şey değil. Biz verdiğimiz ücretsiz konserlerle gençlerin kalıplara hapsolmasının da önüne geçiyoruz.

 

 

 

Son Eklenenler

Japonya’da ‘Beni-Koji’ tüketimi: Beni-Koji ile ilgili ölüm sayısı artıyor

Japonya'da takviye diyet gıdası beni-koji nedeniyle yaşanan ölümlerle ilgili endişe artıyor. Kobayashi Pharmaceutical Co. firmasının açıklamasına göre,...

Rüyalardan doğan manastır: Sümela

Trabzon’un yemyeşil vadisinde sanki sırtını ardındaki dağa yaslamış gibi bin 600 yıldır ayakta duruyor. Uçurumun kenarında adeta...

Hayatlara dokunan bir psikoterapist: BAŞAK GÜRTEKİN TOPRAK

Bir Klinik Psikolog, Çift ve Aile Terapisti, akademik hayatını sağlık politikalarına adamış bir aktivist, aile şirketlerine danışmanlık...

Alkışlar Nevin Yılmaz’a

Başarılı tiyatro oyuncusu Uğur Aslan, “Afara: Bir Arabesk Müzikali” isimli oyununu kanser hastası kadın depremzedeler için sahneledi....
spot_imgspot_img

İlgili Yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_imgspot_img