Şirket Müzecisi Ebru Turhan: “Her Şirket Bir Müzedir”

Ülkemizde müzecilik kavramına farklı bir bakış açısıyla yaklaşan Ebru Turhan ile şirketlerinde kurdukları o muhteşem müzede buluştuk. Ebru Hanım’a göre her şirket bir müze ve iş yerlerinin tarihçesini anlatan müzeler şirketlerin kendilerini ifade etmelerinin en prestijli yolu.

Muhtemelen bir müze ziyareti sırasında tarih öncesi döneme ışınlanıp dinozorların arasında gezindiniz. Büyük İskender’in savaşlarına tanıklık ederken Hititlerin, Lidyalıların, Eski Mısır insanlarının hayatlarına ortak oldunuz. Atmosferden çıkmadan uzayı turlayıp birçok kez muhteşem tablolar ve heykellerin büyüsüne kapıldınız. Doğa tarihi, arkeoloji, bilim, teknoloji, resim ve heykel müzelerinde defalarca bulundunuz. Evet, her müzenin kendine göre bir karakteri ve ruhu var… Peki ya bir şirket müzesine yolunuz düştü mü hiç?

KAPSAMI GENİŞ BİR TUTKU

Alkent Yaşam’ın bu sayısında, Toskana Vadisi Evleri sakinlerinden Ebru Turhan ile buluştuk. Kendisiyle şirket müzeciliği, genel müzecilik ve koleksiyonerlik hakkında güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini alan kitabı, ‘Köklere Yolculuk’ hakkında konuştuk. Ebru Hanım’a göre, müzecilik ve koleksiyonerlik sadece tarihi objeler ya da pahalı sanat eserlerine yönelik bir eylem değil, kapsamı çok daha geniş bir tutku. Şirket müzeciliği ise firmaların kendilerini anlatmalarının en prestijli yolu. İşte Ebru Hanım ile gerçekleştirdiğimiz o keyifli söyleşi… 

EBRU HANIM, ÖNCELİKLE SİZİ KISACA TANIYABLİR MİYİZ?

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldum ve aynı üniversitede ‘Uluslararası Yönetim’ yüksek lisans programını tamamladım. Mezun olduğum bölümle ilgili olarak, bankacı ya da ekonominin bir başka dalında meslek hayatımı sürdürebilecekken, kendime başka bir yol çizdim ve lojistik sektöründe profesyonel iş hayatına adım attım. Öncelikle bir Türk firmasında müşteri temsilcisi olarak çalıştım. Sonrasında yine lojistik üzerine faaliyet gösteren bir Hollanda şirketinde müdür olarak görev yaptım. Lojistik sektörü yorucu ve dinamik bir iş koludur ve disiplin ister. Ben de hızı seven ve sürekli hareket halinde olmaya yatkın bir kişiliğe sahip olduğum için işimi gerçekten de çok sevdim.

LOJİSTİK SEKTÖRÜNDEN KOPUŞUNUZ NASIL OLDU?

Şunu söylemeliyim ki, lojistik sektörü gerek yurt dışı ziyaretleri ve iş seyahatleri gerekse uluslararası yapısı nedeniyle bana farklı bir bakış açısı farklı bir vizyon kattı. 10 yıl bu sektörde yer aldım. 2005 yılında ikizlerim Sarp ve Kaan dünyaya gelince profesyonel yaşantıma ara vermek durumunda kaldım. Doğum sonrası dönemde, Swami Vivekananda Yoga Üniversitesi’nden eğitmenlik sertifikası da almıştım. Yoga üzerine dersler verdim, hatta ‘Fit Vücut’ adında 12 dakikalık bir DVD çıkardım.

SİZİ ÖNCELİKLE BİR KOLEKSİYONER OLMAYA GÖTÜREN YOLDAKİ DÖNÜM NOKTASI YA DA NOKTALARI NELERDİ?

Şu anda bulunduğumuz yer bizim şirket binamızın bir bölümü… İşimiz ise gaz musluğu imalatı. Musluklar ister sıvı ister gaz akımları için olsun aynı metotta çalışırlar. Bu durum, musluğun icat edildiği ilk günden bu yana hiç değişmemiş. Biz de eşimle birlikte çeşitli musluklar toplamaya başlamıştık. Tabii ki bu süreçte Roma’dan Osmanlı’ya kadar bazı tarihi eserlere de denk geldik. Bu durum resmi koleksiyoner olma zorunluluğunu beraberinde getirdi. Çünkü topladığınız eserler 100 yaşını aşıyorsa mutlaka ilgili kurumlara bildirilmesi ve kayıt altına alınması gerekiyor. Ben de bu noktada başvurumu yaptım ve 2008’de Ayasofya Müzesi Müdürlüğü’nün resmi koleksiyonerlerinden biri oldum.

MÜZE YÖNETİMİ ALANINDA YÜKSEK LİSANS YAPTINIZ? PEKİ KOLEKSİYONERLİĞİN MÜZECİLİĞE DÖNÜŞMESİ NASIL OLDU?

Evet, 2014 yılında yakınlarımdan İstanbul Üniversitesi’nde ‘Müze Yönetimi’ alanında yüksek lisans programı açıldığını öğrendim. Üniversite yönetimi de bu programa değişik alanlarda eğitim almış, farklı disiplinlerdeki kişilerin katılmasını tercih ediyordu. Ben de tezimi, ‘şirket müzeciliği’ alanında hazırladım. Bu süreçte müzecilik ve koleksiyonerlik alanında akademik bir çevreyle de buluşma imkânı yakaladım. Müzeciliğe giden yolda eşimin de katkısı var. Çünkü o da mutlaka gittiği her yerde tarihi yerleri ve antikacıları ziyaret eder. 2000 yılından bu yana da toplayıcılık yapıyor. 2008’de iş gezisi için gittiği Kayseri’de bir antikacıyı ziyaret ediyor. O antikacı, bana el şeklinde bir kapı tokmağı gönderiyor. Aslında benim koleksiyonerliğe giriş sebeplerimden biri de bu oldu.

 

SİZİN TOPLADIĞINIZ VE SERGİLEDİĞİNİZ OBJELER GENELLİKLE METAL AĞIRLIKLI…  

Evet… Ben o günün ardından ağırlıklı olarak kapı tokmağı toplamaya ve metal objelere ağırlık vermeye başladım. Koleksiyonumun içinde ayrıca anahtarlar, kilitler, bileklikler ve yüzük gibi takılar var. Üretim merkezimizi buraya taşıyınca müzeciliğe doğru yol almayı hedefledik. Şu anda gördüğünüz müzemiz, 2012 yılından bu yana yavaş yavaş topladığımız eserlerle bu noktaya kadar geldi. Müzemiz kamuya kapalı. Ayrıca şehir merkezine uzak olması ve güvenlik gibi genel sorunlar nedeniyle tüm müzeler gibi bazı handikapları da var. Ancak, ilgili kurumların bir yer göstermesi durumunda, müzemizi şehir merkezinde bir noktaya taşıyıp içindeki objeleri herkese sergilemeyi çok istiyoruz. Aslında bunun için ufak ufak girişimlere de başladık.

TÜRKİYE’DEKİ ÖZEL MÜZELER HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZ NELER?

Aslında özel müzecilik, ülkemizde Sabancı ve Koç koleksiyonlarıyla birlikte başladı. Vehbi Koç Vakfı tarafından 1980 yılında kurulan Sadberk Hanım Müzesi, Türkiye’nin ilk özel müzesi oldu. 1990’lı yıllarda özel müzecilik faaliyetleri, ekonominin de gelişmesiyle ivme yakaladı. Son 10 yılda gelinen nokta şu… Bizim 400’den fazla müzemiz var ve bunların 205’i devlet müzesi. Özel müze sayımız ise 289… Aslında ekonomi geliştikçe, birey, kültürel alanlara yatırım yapmaya başlıyor. Böylelikle müzecilik, sergi salonları ve galeriler artış gösteriyor. Bu noktada müzeler alternatif zaman geçirme alanları haline geliyor.

ÜLKEMİZDEKİ MÜZECİLİK FAALİYETLERİNİN DÜNYANIN GERİSİNDE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?

Duruma Avrupa özelinde baktığımızda, Sanayi Devrimi bir başlangıç noktası. İhtilalle birlikte koleksiyonlar devredilmeye başlanmış. Fransız İhtilali ile birlikte, daha önce aristokratlar ve burjuvanın elinde olan koleksiyonların büyük bölümü halka açılmış. Avrupa ülkelerinde yaşanan ve dünya düzenini de etkileyecek olan bu gelişmeler bir anlamda müzecilik faaliyetlerine de tesir etmiş. Özetle, müzecilik ve sergi kültürünü de bizden önce almış ve benimsemişler.

MÜZELER SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA HRKESİN AKLINA TARİHİ OBJELER, PAHALI TABLOLAR YA DA HEYKELLER GELİR. MÜZECİLİKTE SERGİLENECEK OBJELER İÇİN BİR SINIR BİR ÇİZGİ VAR MI?

Böyle bir sınır yok. Her konunun müzesi olabilir. Özel müzecilik tematiktir. Bir özel müze kurmak isterseniz devlet müzelerindeki gibi çok büyük yatırımlar yapmak zorunda değilsiniz. Herhangi bir köyde dahi ihtiyaca göre uygun durumdaki bir evi düzenleyerek etnografya müzesi oluşturabilirsiniz. Komşulardan toplanan ninelerin, dedelerin eskileriyle dahi böyle bir müzede sergilenecek objelere ulaşabilirsiniz.

KLASİK MÜZECİLİK ANLAYIŞI DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR. BU KONUDA NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?

İçerisindeki kafeler, shop’lar atölyelerle müzeler bambaşka bir çekim alanına dönüşüyor. Yine aileler için hazırlanan workshop tarzı etkinlikler de müzeleri özel aktivite merkezleri haline getiriyor. Müze, objeleri koruma ve insanları eğitme işlevinin yanında eğlendirme özelliğiyle de ön plana çıkmaya başladı. Diğer bir yönüyle şirket müzeleri etüt merkezleri haline de geliyorlar. Teknoloji hızlı gelişiyor ve öğrenciler örneğin bir malzemenin ürün haline gelene kadar geçirdiği aşamaları artık müzelerde gözlemleyebiliyor.

MÜZELERİN BULUNDUKLARI YERLERİN EKONOMİLERİNE VE SOSYAL HAYATINA KATKISI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR. BU BAĞLAMDA MÜZECİLİĞİ MESLEK HALİNE GETİRMEK İSTEYEN GENÇLERE BİR ŞEYLER SÖYLEMEK İSTER MİSİNİZ?

ABD’nin Milwaukee eyaletindeki Wisconsin şehrinde yer alan Harley – Davidson motosiklet müzesine gittiğinizde size gün yetmez. Bu müzeyi tam anlamıyla gezebilmek için çevresindeki konaklama tesislerinde kalıp bir hafta sonunuzu ayırmanız gerekir. Anlayacağınız, müzeler aynı zamanda bir turizm çekim merkezine dönüşüyorlar. Bulundukları bölgeye ekonomik anlamda büyük katkı sağlıyorlar. Müzecilik, bir bakıma eğitim, eğlence ve turizm sektörüyle iç içe işleyen bir alan. Türkiye özelinde bir şeyler söylemem gerekirse de sürekli gelişen bir sektör ve sürekli istihdam değeri yüksek bir alan haline geliyor. Müzecilik Bölümü mezunu ya da bu iş için kendini yetiştiren kişiler sektörde aranan isimler haline gelebilirler. Bu açıdan bakıldığında gönül rahatlığıyla gençlere bu alanda yol almalarını tavsiye edebilirim. Müzecilik; bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için parlayacak bir alan.

ŞİMDİ SİZİN UZMANLIK ALANINIZA, İŞYERİ MÜZECİLİĞİNE GELELİM… İŞYERİ MÜZECİLİĞİ NEDİR VE NEDEN ÖNEMLİDİR?

Ailece gittiğimiz bir Almanya tatilinde, ünlü otomobil üreticilerinden ikisinin müzesini gezdik. Binaların güzelliği ve büyüklüğü karşısında çok şaşırmıştım. Müzeyi gezerken, o otomobil şirketi bana adeta, “Ben bu işe 100 yıl önce başladım, bunları yaptım ve gelecekte de bunları yapacağım” diyordu. Bu mesajların sinyalini dolu dolu verdi bize. Aslında kitabımı yazarken en büyük amaçlarımdan biri Türkiye’de şirket müzeciliği kültürünü harekete geçirmek oldu. Şirket müzeciliği, ülke sanayi mirasının kayıt altına alınması ve şirketlerin kendi belleklerini oluşturup bunları üçüncü nesle aktarmaları konusunda çok önemli bir alan.

 PEKİ İŞYERİ MÜZECİLİĞİ BİR ŞİRKET İÇİN NE ZAMAN BAŞLAR? AYRICA BİR İŞYERİ MÜZESİNDE SERGİLENECEK OBJELER NELERDİR?

Şirketlerin açıldığı ilk gün müzeciliğe başlamaları gerekir. Çünkü bugününü en yenisi yarının eskisidir. Günümüzde, belki her şey elektronik ortamda saklanabilecek bir boyuta geldi. Ancak müzecilik daha başka bir boyut. Bir de şuna dikkat çekmek isterim. Şirket müzeciliğine holdinglerden çok, KOBİ ölçekli şirketlerin önem vermesi gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta bugünün KOBİ’leri yarının dev şirketleri olmaya aday. Şirket müzesinde sergilenecek malzemeler ise ilk imzalanan bir çek, ihraç edilen ilk ürün, ilk işe alınan işçinin giriş belgesi dahi olabilir. Kazanılan ödüller ilk günden şirket sandığına atılmalı. Çünkü bir şirket bugün nerede ve 10 sene sonra nerede olacak, bunu sandıklara atılan o objeler ortaya koyacak. Benim bu yoldaki mottom, “Her şirket bir müzedir…”

ÜLKEMİZDEKİ İŞYERİ MÜZECİLİĞİ FAALİYETLERİ NE BOYUTTA?

Türkiye’de şu an için şirket müzeleri var ancak şirket müzeciliği kavramı başlıklar arasında yok. Tematik müzeler var ama ‘şirket müzesi’ literatürde ve sektörde kendine henüz resmen yer bulabilmiş değil. Kendi şirketlerinin müzelerini oluşturanlar mevcut. Bu alanlar ziyarete kapalı olduğu için tam sayıyı da bilemiyoruz. Net olmamakla birlikte Türkiye’de 15-20 arasında bir şirket müzesi olduğunu söyleyebiliriz. Koç Holding’in şirket müzesi yok ama Tofaş arabalar müzesi var. Kültür Bakanlığı tarafından ‘Şirket müzeciliği’ başlığının en kısa sürede açılması bu alanda da hızlı bir ivme yakalanmasını sağlayacaktır. Mesela İtalya’da şirket müzelerini bir araya getiren bir kuruluş oluşturuldu. Bu bakanlık tarafından 2017 yılında kabul edildi. Burada da bu kavramın ne kadar değerli olduğunu anlatabilirsek, ki, kitabımın da temel amacı bu, umarım kısa bir süre sonra, “şirket müzeciliği” için de bir başlık açılacaktır. Şirket müzeleri; şirketlerin gelişimlerini, sanayi belleklerini köklü ve güvenilir olduklarını ortaya koymanın en prestijli yollarından biridir.

“KÖKLERE YOLCULUK’ CERES YAYINLARI’NDAN ÇIKTI

Ebru Turhan’ın, “Başarıyı İleri Taşımak için: Köklere Yolculuk” isimli kitabı, şirket müzeciliği için tam bir rehber niteliğinde. Ceres Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan bu eşsiz kitapta şirket müzeciliğinin dünyadaki en önemli örneklerini görecek; müze ve koleksiyon hakkında bugüne kadar duymadığınız bilgiler edineceksiniz. Yayın yönetmenliğini Tuğba Dedeoğlu Demir’in yaptığı ‘Köklere Yolculuk’ isimli kitabın editörlüğünü ise Sadi Özdemir üstlenmiş. Köklere Yolculuk kapak tasarımında da Cem Arı imzası yer alıyor.

TOSKANA VADİSİ EVLERİ’NİN EN ESKİLERİNDEN

Ailesiyle birlikte, Toskana Vadisi Evleri’nin ilk sakinlerinden biri olan Ebru Turhan, böyle bir yaşam alanında oturmaktan dolayı çok şanslı olduklarını ifade ediyor. Yeşil bir alanda spor yapma imkanının çok önemli olduğuna dikkat çeken Turhan, “Çocukların hem kişisel gelişimi hem de çocukluk ve gençlik yıllarını geçirmeleri adına Toskana Vadisi Evleri’ni çok değerli buluyorum. Ayrıca yeni etapların tamamlanmasıyla buradaki sosyal yaşantı da her geçen gün değer kazanıyor. Yeni yönetim de sosyal aktivitelere ağırlık vermeye başladı ve güzel işlere şahit oluyoruz” diye konuştu.

Son Eklenenler

Sevil’in Kadınları Cumhuriyet Kızları için ayaklandı

Sevil Mumcu Çak’ın ‘Kadın’ temalı 71 eserinden oluşan “Sevil’in Kadınları” isimli sergisi Beylikdüzü AKM’de sanatseverlerle buluştu. Eserlerin...

Modern, dinamik ve vizyoner tasarım: CAREKS DESIGN

Son yıllarda tasarım dünyasının en çok konuşulan isimleriyle son projeleri olan Sadık Paşa Köşkü’nde buluştuk. Yüksek Mimar...

Nevin Yılmaz ve torunlarından mesaj var!

Alkent sitesinin önemli isimlerinden Nevin Yılmaz, torunlarıyla birlikte Pi Kadın Kanserleri Derneği’nin Mall of İstanbul’da düzenlediği HPV...

Modern çağın kimlik belirleyicisi ayakkabı

Ayakkabıların zevki ve kimliği, statüyü ve cinsiyeti ifade ettiği bir gerçek. Bu çift parçalar yüzyıllar boyunca bireylerin...
spot_imgspot_img

İlgili Yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_imgspot_img